“Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini , yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşi söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım.”
Narla İncire Gazel sf,124
***
“korku ,örtmeğe en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeğe en çok uğraştığımız kokumuzdur.”
Göçmüş Kediler Bahçesi sf,226
Göçmüş Kediler Bahçesi sf,226
***
..
Sen beni yaşatabilirsin, diye geçirdim içimden.
Başı, gene, evet, dedi.
Sevildiğini bilmek istersin.
Evet .
Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş bir sevgide boğabilirsin.
Evet .
Çünkü…
Çünkü…?
Bilemiyorum . galiba… korkuyorsun.
Evet .
Oyunu kestim. Tatsızlaşıyordu.
Kesmedi o.
Bekliyorum, dedi, evet…
Vazgeç, dedim başımla.
Başı, gene, evet, dedi.
Sevildiğini bilmek istersin.
Evet .
Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş bir sevgide boğabilirsin.
Evet .
Çünkü…
Çünkü…?
Bilemiyorum . galiba… korkuyorsun.
Evet .
Oyunu kestim. Tatsızlaşıyordu.
Kesmedi o.
Bekliyorum, dedi, evet…
Vazgeç, dedim başımla.
…
ama… oyun bitmişti. Bitmişti benden yana. Bir tek adım atmam yetiyordu işte. “ne yapıp edip”in gereği yoktu artık. İyi oyuncu değildim ama atılacak adım açıkça ortadaydı. Üstelik istediğimin gerçekleşmesi bundan kolay olamazdı.
ama… oyun bitmişti. Bitmişti benden yana. Bir tek adım atmam yetiyordu işte. “ne yapıp edip”in gereği yoktu artık. İyi oyuncu değildim ama atılacak adım açıkça ortadaydı. Üstelik istediğimin gerçekleşmesi bundan kolay olamazdı.
…
Bana dikilmiş yeşil gözleriyle ilk kez, “hayır” dercesine salladı o.
neye hayır?
Düşündüğüne.
Gülünç olma, tam bu noktaya geldikten sonra… seni almamı istemezsin elbeti ondan öyle…
Bana dikilmiş yeşil gözleriyle ilk kez, “hayır” dercesine salladı o.
neye hayır?
Düşündüğüne.
Gülünç olma, tam bu noktaya geldikten sonra… seni almamı istemezsin elbeti ondan öyle…
hayır. Ama
konuşmak istiyordu şimdi. Üstünlük taslamaktan, tepeden bakıp alaycı davranarak sırt okşamaktan vazgeçiyor, konuşmak istiyordu. Usundan geçeni o nasıl anlıyorsa, ben de öyle anlamalıydım usundan geçenleri.
Hayır, diyordu, düşündüğün yanlış.
konuşmak istiyordu şimdi. Üstünlük taslamaktan, tepeden bakıp alaycı davranarak sırt okşamaktan vazgeçiyor, konuşmak istiyordu. Usundan geçeni o nasıl anlıyorsa, ben de öyle anlamalıydım usundan geçenleri.
Hayır, diyordu, düşündüğün yanlış.
GKB Sf 157,158
***
…Başımı kaldırdım. Karşımda duruyordu, ak pantalonu, ak kazağı içinde. Esmer yüzünün akşamı alacakaranlıkta eriyor, gölgelere karışıyordu şimdi. Diz çöktü karşıma. Kedi hala uyuyordu. O susuyordu ama içinden geçirdiğini anlıyordum artık, kolaylıkla.
Yanlış düşündün.
Niye?
Ben senindim nasıl olsa. Ama .
Biliyorum. İvecen davrandım, oyunu sizlere verdim.
Ben oyunun sözünü etmiyorum ki.
…
Ya cezam?
Eşyanı bahçenin kapısına getirdiler. Bu akşam çıkacaksın bu kentten, bir daha dönemeyeceksin buraya.
ya sen?
Ben seninle geleceğim.
Nereye?
Gittiğin, gideceğin yere.
Benimle birlikte…
Seninle birlikte.
Ama sen…
Yanlış düşünmüşsün.
Sen değil miydin…
Seni yanıltmak, sınamak istedim.
Sen düşümdesin şimdi. Onun için öyle konuşuyorsun.
…
Sen düşümdesin şimdi,dedim. Ben ben olmalıyım gene,kalkıp gitmeliyim. Elimi sardırmalı, yemek yemeli, yatmalıyım. Düşümdesin sen şimdi. Bir su gibi.
ondan ses gelmedi. Susakalmıştı birden, konuşmuyordu. Ya da konuşuyordu da ben anlamıyor, biliyordum artık usundan geçenleri.
Kollarımı kaldırdım, omuzlarına dayadım. Yumruklarımı sıkıyordum. Kollarımı bastırdım. Belli belirsiz çektim kendime doğru. Başını getirdi, omzuma dayadı. Başımı başına dayadım. Gene anlıyordum söylediğini. Durmadan söyle, diyordu, durmadan söyle beni sevdiğini, beni sevdiğini. Bir iki saniye öylece kalakaldık, saatlerce bir iki saniye.
…
Sağlam elimden tuttu. Kedi hala uyuyordu. Ayaktaydık. Birkaç adım atmıştık ancak. Yirmi kolla birden sardı beni sanki, ansızın. Yirmi kolu birden sıkıyordu beni, boğuyordu, eziyordu. “sen beni yaşatabilirsin, sen beni yaşatabilirsin,” demek istiyordum. Diyemedim.
GKB SF 208,209
Ben seninle geleceğim.
Nereye?
Gittiğin, gideceğin yere.
Benimle birlikte…
Seninle birlikte.
Ama sen…
Yanlış düşünmüşsün.
Sen değil miydin…
Seni yanıltmak, sınamak istedim.
Sen düşümdesin şimdi. Onun için öyle konuşuyorsun.
…
Sen düşümdesin şimdi,dedim. Ben ben olmalıyım gene,kalkıp gitmeliyim. Elimi sardırmalı, yemek yemeli, yatmalıyım. Düşümdesin sen şimdi. Bir su gibi.
ondan ses gelmedi. Susakalmıştı birden, konuşmuyordu. Ya da konuşuyordu da ben anlamıyor, biliyordum artık usundan geçenleri.
Kollarımı kaldırdım, omuzlarına dayadım. Yumruklarımı sıkıyordum. Kollarımı bastırdım. Belli belirsiz çektim kendime doğru. Başını getirdi, omzuma dayadı. Başımı başına dayadım. Gene anlıyordum söylediğini. Durmadan söyle, diyordu, durmadan söyle beni sevdiğini, beni sevdiğini. Bir iki saniye öylece kalakaldık, saatlerce bir iki saniye.
…
Sağlam elimden tuttu. Kedi hala uyuyordu. Ayaktaydık. Birkaç adım atmıştık ancak. Yirmi kolla birden sardı beni sanki, ansızın. Yirmi kolu birden sıkıyordu beni, boğuyordu, eziyordu. “sen beni yaşatabilirsin, sen beni yaşatabilirsin,” demek istiyordum. Diyemedim.
GKB SF 208,209


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder