Ağaçtım bir zamanlar, yerimden ayrılamazdım,
sonra bir kuş olup kanat çırptım özgürlüğe,
bir hendekte bulunduğumda, bağlanmış her yanım,
kirli bir yumurta çatlayıp saldı beni enginlere.
Nelere dayanmıştım, unuttum epeydir,
nereden geldiğimi ve gittiğim yeri,
eski efendilerim acaba hangi bedendelerdir,
sert bir diken ya da kaçan bir ceylan, belki.
İsfendiyar dallarının dostuyum şimdi,
oysa yarın bir günahı paylaşabilirim gövdeyle...
Ne zaman başlamıştı suçluların valsi,
beni yüzdüren, bir tohumdan ötekine?
Oysa hala bir şarkı içimde, başlamak,
-ya da tükenmek- ve kaçışımı engellemekte,
istediğim, bu günahın okuna hedef olmamak,
saklanmışçasına vahşi ördeklerde ve kum tanelerinde.
Belki tanıyabilirim günün birinde suretimi,
bir güvercinde, yuvarlanan bir taşta...
Bir kelime eksik! Nasıl adlandırmalıyım kendimi,
mecbur kalmadan bir başka dile sığınmaya.
sf:27
Her gün
Savaş, ilan edilmiyor artık,
sürdürülüyor. İnanılmaz olan
sıradanlığa dönüştü. Çarpışmalara
katılmıyor kahraman. Güçsüzler
girdi ateş hattına.
Günün üniforması sabır,
nişan, zavallı yıldızı umudun,
yüreğin tam üstünde.
Yıldız
her şey sona erdiğinde veriliyor,
yaylım ateşi sustuğunda,
düşman görünmez olduğunda
ve sonsuz silahlanmanın gölgesi
göğü kapladığında.
Yıldız
çarpışmalardan kaçmalar,
arkadaşa kanıtlanan cesaretler,
aşağılık sırların açığa vurulması
ve her türlü buyruğun
yerine getirilmemesi
karşılığında veriliyor.
sf: 53
Ingeborg Bachmann- Toplu Şiirler

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder